Metanetli ve güçlü milletimizle yaraları birlikte saralım
10.02.2023
Cumhuriyet tarihinin en büyük afetlerinden birinin yaşanmasının üzerinden henüz bir hafta bile geçmedi ama o kadar dehşet verici bir tabloyla karşı karşıyayız, o kadar insanüstü bir yardım gayreti içindeyiz ki bu birkaç gün bize aylar kadar uzun geldi. İlk andan itibaren yaşadıklarımızı düşününce, bu acı dolu günlere dair duygularımı buradan sizlerle de paylaşmak istedim.
Hepimizi derinden üzen depremi Pazartesi sabah 5’te telefonuma gelen mesajlardan öğrendim. Yıldız Holding bünyesindeki Afet Koordinasyon Birimi ile derhal harekete geçerek durumu anlamaya ve süreci koordine etmeye çalıştık. Olay henüz çok taze olduğu için televizyonlarda yayınlanan haberlerde vaziyet tam olarak anlaşılamıyordu. Saat sabah 6 civarında bölgedeki ekiplerimizden gelen bilgiler, durumun düşünülenden çok daha vahim olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktaydı.
Bu gibi sıra dışı durumlarda serinkanlılığı korumak, hızla organize olabilmek, ekipleri harekete geçirebilmek, acil ihtiyaçları tespit edip gerekli adımları atabilmek çok önemlidir. Biz de Afet Koordinasyon Birimimizin yönlendirmesiyle ve çalışma arkadaşlarımızın, yöneticilerimizin gayretiyle bunu fevkalade büyük bir süratle başardık. Tüm yöneticilerimiz hızla ekiplerine ulaşıp bilgilendirmeleri yaptılar, bölgeden ulaşabildikleri ekiplerle temasa geçtiler, kimlerin ne derece etkilendiğini tespit ettiler ve buna paralel olarak alınması gereken tedbirleri derhal uygulamaya aldılar.
Dikkat edeceğiniz gibi, mağazalardan veya depolardan değil, sadece ve sadece oradaki çalışanlarımızdan, insanlarımızdan bahsediyorum. Zira Yıldız Holding’de her uygulamanın merkezinde “insan” vardır, insana verilen değer vardır. Bu nedenle öncelikli olarak bölgedeki çalışanlarımıza ve distribütörlerimize ulaşmaya çalıştık. Bunu yeteri kadar başaramayınca, süreci yönetmek, hem bölge halkına hem de çalışanlarımıza destek olmak için yakın bölge ve illerdeki yöneticilerimizi derhal olay yerine intikal ettirdik. Biz ne kadar hızlı hareket etmeye çalışsak da yollar kapandığı için maalesef bazı ekiplerimiz bölgeye ancak Salı günü, yani depremden bir gün sonra büyük zorlukları aşarak ulaşabildiler ve bölgedeki depolarımıza, distribütörlerimize, mağazalarımıza giderek depremzedeler için acil ihtiyaçlara yönelik paketler hazırlayıp dağıtmaya başladılar.
Bu noktada bir hususun altını çizmek isterim: Basında ve sosyal medyada bazı mağazaların yağmalandığına dair haberler yer aldı. Oysaki deprem bölgesinde, yıkıntıların arasında, yoğun kar yağışı altında aç ve evsiz kalan insanların, çocuklarını ve ailelerini hayatta tutabilmek için marketlerimize girerek ihtiyaçlarını gidermelerini biz çok doğal gördük. Bu bir yağma değil, ihtiyaç gidermeydi, hayatta kalma mücadelesiydi. Tabii ki arada istisnalar vardır, bunlar basına da yansımıştır. Ancak kıymetli vatandaşlarımız müsterih olsunlar ki kötü niyet olmaksızın, ihtiyaçlarını karşılamak üzere mağazalarımızdan ürün alan herkese tüm haklarımız helaldir, içleri rahat etsin.
Türkiye’nin ve bölgenin en büyük gıda üreticilerinden biri olmamızın verdiği bilinç ve sorumlulukla; ilk anda gıda sevkiyatını gündemimize aldık. Tüm Yıldız Holding şirketlerimiz AFAD ve Kızılay ile koordinasyon hâlinde stoklarındaki önemli miktarda gıdayı hızlıca bölgeye ulaştırdı, stoklarımızın yetmediği durumlarda dışarıdan takviye de yapıldı. Ülker, Karaman’daki fabrikasında bulunan bisküvileri; Kerevitaş ise Bursa tesisindeki konserve gıdaları çok hızlı bir şekilde deprem bölgesine ulaştırdı. Sonrasında da ŞOK Marketler yaklaşan Ramazan için hazırlanmış erzak kolilerini ve depolardaki ürünlerden yapılan paketleri yine Kızılay ile temas hâlinde toparlayıp bölgeye dağıtmaya başladı. Diğer yandan da kendi imkânlarımızla birçok şehirde dağıtıma devam ettik. GODIVA ve pladis sadece Türkiye ve yurt dışındaki çalışanlarıyla değil, global tedarikçileriyle ve rakipleriyle de birlikte yardım ve bağış kampanyaları başlattılar.
Öte yandan, Yıldız Holding Gönüllülük Kulübü de ilk günden itibaren bölgenin acil ihtiyaçları için yardımları toplayıp organize etmeye başladı. Hatta sadece çalışanlarımız değil, aileleri, kardeşleri, çocukları, arkadaşları da bir gönül köprüsü kurup tek yürek hâlinde, büyük bir şevk ve aşkla çalıştı, çalışıyor.
Elbette bu süreçte alicenap halkımızın yaptığı inanılmaz katkıları da unutmamak gerekiyor. Bazı vatandaşlarımız bizleri arayarak fabrikalarımızdan ve depolarımızdan kamyonlarla ürün alıp bölgeye sevk etmek istediklerini bildirdiler. Türkiye’nin dört bir yanındaki marketlerimizde özellikle bebek mamaları ve çocuk bezleri tükendi. İnsanımızın bu hassasiyeti ve cömertliği hepimizi çok duygulandırdı. Bir kez daha inandık ki, yüce Türk milleti bu depremin üstesinden gelecek, yaraları el birliğiyle saracak. Muhakkak ki bu zaman alacak, ancak daha da önemlisi gönül yaralarının iyileşmesi çok daha uzun sürecek. Kaybettiklerimiz, kurtardıklarımız, yetimlerimiz, gönül dostlarımız asla unutulmayacak. Ruhlardaki travmaları iyileştirmek için hepimizin üstüne düşen görevler olacak.
Geçmişe dönüp baktığımda, ülkemizdeki farklı afetlerde ve kriz zamanlarında yaşadıklarım, tecrübelerim birer birer aklıma geliyor. Yakın zamanda yaşadığımız COVID-19 süreci çok ciddi bir afet organizasyonu gerektirmişti. 1999’daki iki büyük depremin anıları da sanki dün yaşanmış gibi hafızalarımızda... O dönemde satışın başında olmam sebebiyle bölgedeki acılara ve yıkıma bizzat şahit olmuştum. Bölgenin toparlanması için uzun bir süreye ihtiyaç olmuştu. Benzer tabloları maalesef bu depremde de yaşayacağız. 10 ilimizi etkileyen bu şiddetteki bir depremden sonra insanların kendini toparlaması, hayata yeniden sarılması, normale dönmesi çok zor ama çok elzemdir. Bunu yapabilmek için öncelikle insanların iki temel ihtiyacının, yani barınma ve gıda ihtiyaçlarının acil ve düzenli olarak karşılanması gerekir.
Beni mazur görünüz, bir benzetme yapmak istiyorum: Çadır yaşamına aşina biriyim, kış da dâhil her mevsim doğaya çıkıp kamp yaparım. Özellikle kış aylarında çadır hayatının zorluğunu bilirim. Ama ne kadar bilsem de bu bir ölçüt olamaz, zira keyif için bir iki gün çadırda kalmak ile aylarca çoluk çocuk çadırda kalmak arasında çok fark var. Çadırlardaki sürenin uzamasıyla birlikte insanlarımız büyük zorluklarla karşı karşıya kalacak. Bu yüzden barınma ihtiyacının acil olarak çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. İş dünyasındaki dostlarıma sesleniyorum; gelin Türkiye genelinde özel sektör şirketleri ve kamu kurumlarıyla birlikte bölgedeki barınma sorununu ele alalım, bir kampanya başlatalım.
Gıdaya erişim konusunda da hepimize önemli bir görev düşüyor. İlk günlerde hiçbir depremzede çalışanımızdan bir beklentimiz olmadı. Bölgedeki satış ekiplerimizden, dağıtım birimlerimizden, bordromuzda yer alan çalışanlarımızdan bazıları Rahmet-i Rahman’a kavuştu; bazıları ailelerini, sevdiklerini kaybetti. Bazı kimseler mağazalarımızı açmadığımız için bizi eleştirdiler. Kusura bakmayın ama bizim önceliğimiz insandır; bu şartlar altında hiçbir çalışanımızı zorla mağazalarımıza getirmeyiz. Buna rağmen kendileri büyük bir mesuliyet bilinci ve fedakârlıkla ailelerine, komşularına, hemşerilerine yardım etmek için depolara ve mağazalara döndüler. Barınacak yerlerinin bile olmamasına rağmen günlerdir depolarda çalışıyorlar. Onların sayesinde depolarımızdaki malların önemli bir kısmını bölgedeki depremzedelere ulaştırabildik. Bugün ise ilk günlerin şokunu atlattık, artık halkımıza hizmet edebilmek, ihtiyaçları karşılayabilmek ve insanları psikolojik olarak da hayata döndürebilmek için satış örgütlerimizi ve vatandaşlarımızı yeniden ayağa kaldırabilmemiz gerekiyor. Bu süreçte çalışanlarımızdan büyük bir fedakârlık istiyorum: Hayatın kısmen de olsa normale dönebilmesi için yardımınıza ihtiyacımız var. Bunu ancak sizlerle birlikte başarabiliriz.
Şunu da çok iyi biliyorum ki bu süreçte bizler aslında işin en kolay tarafındaydık; tüm mesaimizi hızla organize olup yardımlarımızı ulaştırmaya ayırdık. Esas kahramanlar ise canları pahasına göçük altındakilere ulaşmaya çalışan arama kurtarma ekipleri, duyar duymaz bölgeye giden gönüllüler, kendi paltosunu çıkarıp soğukta üşüyen çocukların üstüne örtenler, dondurucu soğukta sıcacık çorba yapıp buruk bir tebessüm eşliğinde depremzedelere sunanlardır. Bize düşen de bu gerçek kahramanlara destek olmak için elimizden geleni yapmaktır. Biliyorum ki mesai gözetmeksizin çalışan, ailesini bırakıp işine dönen çalışanlarımıza olan gönül borcumuzu asla ödeyemeyeceğiz. Allah hepsinden razı olsun.
Türk milleti birçok savaşı atlatmış, birçok facianın üstesinden gelmiş, son derece metanetli ve güçlü bir millettir. Büyük bir azimle ve gayretle bu felaketi de atlatacağımıza yürekten inanıyorum. Yıldız Holding olarak Türkiye’deki imkânlarımızı ve yurt dışındaki ekiplerimizden gelen maddi ve manevi desteği bu yolda kullanacağız. İnanıyorum ki ülkemizdeki her bir esnaf, her bir sanayici, her bir şirket sahibi, her bir meslek örgütü de aynı düşünceyi benimsiyor. Bundan sonrası için vazifemiz daha da büyük, bu bilinçle hareket etmemiz gerekiyor.
Bu korkunç afette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifa, görev yapanlara güç kuvvet, enkazdan haber bekleyenlere de güzel haberler diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun, hepimize geçmiş olsun…